Make your own free website on Tripod.com
Milletlerarası  Rekabet, Milliyetçilik, İlimin Millileştirilmesi ve Atatürk'ün İşaret Ettiği Tam Bağımsızlık Kavramı
 -Bölüm IV -

Bugün "Tarih" olarak adlandırılan olgu ve bilim dalının özü yeryüzünde varolan milletler arasında cereyan mücadelelerin tarihinden başka birşey değildir. Bu mücadeleler sebep ve sonuçları ele alındığında çeşitli farklılıklar gösterse bile amaçları bakımından birdir.Bu amaç ise, bir milletin ( yada milletler topluluğunun) diğer bir millete (yada milletler topluluğuna) karşı varlığını koruma yada üstünlük sağlama mücadelesidir. Treitschke'nin dediği gibi "Tarihin büyüklüğü ulusların ezeli çelişkilerinde yatar. Onların bu rekabetini bastırma isteği sadece aptallıktır." (bkz. Treitschke, Selections, Sayfa.26)

Yukarıda belirtiğim üstünlük sağlama veya varolma davasında başarılı olmak için millet ve devlet olarak her açıdan güçlü olmak, bu gücü muhafaza etmek yolunda çalışmak esastır. Bu esasın yerine getirilmesi yolunda sosyal, siyasi, iktisadi, asker, vb. yapıların milli olması, milliyetçilik doktrinine uygun olması tek ve değişmez koşuldur. ATATÜRK'ün "Tam Bağımsızlık" olarak adlandırdığı ve işaret ettiği olgu işye bunun tam kendisidir.

Gayrı-milli (milli olmayan)  bir sosyal mekanizma, iktisadi düzen -yapılanma, askeri sistem ve hedefe sahip olan devletler (ve milletler) "TAM BAĞIMSIZ" değildirler. Bu tarz gayrı-milli yapılanmalara sahip olan devletlerin asla milletlerarası arenada söz sahibi olması mümkün olmadığı gibi böyle devletler (ve milletler), milletlerarası rekabetin cereyean ettiği oyun alanlarından biri olurlar.

 Bu bağlamda savunduğum asla dogmatik ve statükocu bir milliyetçilik değildir. Tam aksine savunduğum ve inandığım; "DİNAMİK BİR MİLLİ İDEOLOJİ" paralelinde iplerin dışarıda ve içeride bazı mihrakların -iktidarın basiretsiz ellerde olmadığı güçlü, milletlerarası platformda sözü geçen "TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE"dir.

Elbette ilim ve teknoloji alanlarındaki gelişmelerden yararlanmakta tüm milletler serbestir. Ancak Türk milletinin ve geri kalmış -geri bıraktırılmış ülkelerin bu gelişmelerden ne ölçüde yararlanabildiği de ortadadır. Bugün bunun; örneği engellenmeye çalışılan üçüncü TÜRKSAT projesidir. Demek ki ilimde millileştirme gereklilik arz etmektedir. Ayrıca ilmi çalışmalarda ilerlemenin ülke ve millet açısından diğer bir yadsınamaz faydası bireylerin kendi içinde birbirine daha sıkı, sarsılmaz bağlanmaları, nihayetinde de ülkenin kalkınması ve insanlık aleminin yükselmesine katkıda bulunmalarıdır.

Geniş çevrelerce savunulduğu ve inanıldığı gibi ilim evrensel olsa idi cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin ilmi gelişmeler Türkiye'nin -bütün Türkiye halkının yaşamına yansımalı ve bu ilmi gelişmelerden nasibini almış olması gerekmez miydi? Yani sonuç itibarı ile bugün ilimin gerçek ve köklü etkileri tüm alanlarda kendini his ettirmeli idi. Ne yazık ki Türkiyemizde ilim ithal ve taklitten ibarettir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma sürecine birçok ülkeden daha önce girmesine ve II.Dünya Savaşına katılmamasına rağmen bu süreci başarılı ile tamamlayamamasının nedeni işte bahsettiğim "İlimin Millileştirilmesi" mevzuusu ile yakından alakalıdır. Kanımca bunda üniversitelerimizin ilim ve irfan yuvası olmaları gerekirken günlük sosyal meselelere ve siyastete daha fazla alaka göstermeleri de bu olumsuzluğun temel faktörelerindendir. Ayrıca üniversitelerimizde okutulan ders kitaplarının ve konuların çoğunun yabancı kaynaklı olması, öğrencilerimizin gayr-i milli bir fikir ve felsefe ile yoğurulmalarına yol açmakta, bilinç altında kendine ve milletine güvensizlik duygusu uyandırmaktadır.

Bu saydıklarım açıkca ortaya koymaktadır ki Türk öğretim ve ilim dünyası toptan bir yenilenme programına ihtiyaç duymaktadır. İlim alanındaki aksaklıkların giderilmesi amaçlanıyor isezaman kaybetmeden  metod, içerik, pratik ve teori bazında milli bir ilim politkası oluşturulmalıdır. Elbette ilimin gerçeklerinin ve kabul edilmiş metodların uygulanmamasını talep etmiyorum. Talep ettiğim bu gerçek ve metodların içerik ,sonuç ve amaç bağlamında millileştirilmesidir. Yadsınamaz bir geçektir ilmi gerçeklere bile dayansa araştırma sonuçalrı her millet üstünde kendine özgün sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye'de yapılan ilmi çalışmalar halka ve millete fayda getirmiyor ise bunda bir sakatlık aramak, değişim talep etmek en doğal hakkımızdır. İlimin millileştirilmesi gerçeğini kabul etmedikçe gençlerin yabancı kültürlerin tesirine girmesi kaçınılmazdır. Ilim ülkenin ve milletin gereklerini karşılamak mecburiyetindedir. Pedagoglarımız Türk insanın ahlaki, sosyal vb. yapısını inceleyerek en kısa zamanda bir milli eğitim sistemi oluşturmalıdır. Bundan sonra da tarımından ormancılığına , tıptan ekolojiye bütün ilim sahalarında Türkiye gerçeğine uygun araştırmalar yapılmalı ve tatbik edilmelidir.

Türkün iç yapısını iyi bilen sosyolji alimlerine, milli Türk ekonmisinin sorunlarını anlayan iktisatçılara, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini en iyi şekilde değerlendirecek teknisyenlere bu milletin ihtiyacı vardır. Tüm kalbimle inanıyorum ki bu yapılırsa yurdumuz zararlı dış tesirlere kapalı, kopya teknolojilerin kendine yer bulamadığı, milli fikir ve felsefe ile yoğurulmuş, milli kültürle donanmış, "Büyük Türkiye" hedefi iliklerine kadar işleyerek yücelmiş, ilim ve irfan ordusunun önderliğinde milletler yarışının en ön saflarında yerini alacaktır.
 
Şu bir gerçektir ki, dünyanın bugün ulaşmış olduğu ilmi ve teknolojik seviye tamamı ile milletlerarasında geçmişten günümüze süregelen rekabet ortamının bir sonucudur. Buna bir örnek olarak uzay çalışmalarını gösterebilirim. Sanılanın ve genel kanının aksine uzay çalışmalarının temeli II.Dünya Savaşı sonrasında, soğuk savaş döneminde atılmış değildir. Yine bilinenin aksine bu çalışmalar salt bilim adına yapılan çalışmalar da değildir. Bunu bugün o dönemde Komunist Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri adına yapılan çalışmalara katılan bilim adamları da açık yüreklilikle ifade etmektedirler. Amaç sadece askeri olarak karşı cepheden üstün olmak, moralman karşı tarafı yıpratmak ve caydırıcılık unsurunu artırmaktır.

Uzay çalışmalarının temeli Nazi Almanyası döneminde atılmıştır. Amaç vurucu gücü, menzili büyük ve alternatif enerji yöntemleri ile çalışan askeri roketler üretmek idi. Bu çalışmaları Nazi Almanyası adına yürüten Braun savaş sonrası A.B.D'ye götürülmüş ve NASA'da Apollo projeleri gibi tarihi projerlerde önemli konumlarda bulunmuş ve uzay çağının en büyük hamlelerinden biri olan "Satürn Motoru"nun bulunmasında en büyük rolü oynamıştır. Öte yandan Komunist Rusya da II.Dünya Savaşı sonrasında ülkelerine götürdükleri Alman bilimadamları, ele geçirdikleri projeleri kullanarak bu alanda ilerleme sağlamışlardır. Açıkca görüldüğü üzere, milli çıkarlar sözkonusu olduğunda Naziler ile bile işbirliği yapmaktan, onlara yetki ve imtiyaz sağlamaktan çekinilmemiştir.

Rusların uzaya ilk gönderdiği köpeğin nedeninin aslında bilimsel olmadığı bugün o projeyi yürüten bilim adamlarınca açıkca ifade edilmektedir:

-"Köpeği seçmemizin nedeni, köpeğin ağırlığının bir nükleer başlık ile aynı ağırlıkta olması idi".

Verdiğim örnekte net olarak görüldüğü üzere, amaç insanı uzaya götürmek değildi. Bu sadece bu çalışmaların bir sonucu idi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün olduğu gibi konunun özünden fazla sapmamak için anahatları ile değinmeyi tercih ediyorum. Kıtalararası haberleşmenin, canlı yayınların ve hatta bugün içinde bulunduğumuz "Bilgi Çağı"nın doğumunun temel faktörü olan "İnternet"in doğuşunda hep askeri ve stratejik çalışmalar rol oynamıştır.

Ne acıdır ki, Türkiyemiz çeşitli nedenlerle geri kalmış - milletlerarası yarışmada geri bıraktırılmıştır. Milliyetçi ideolojinin ilk ve asıl amacı bu geri kalmışlık zincirini kırmak, çağları aşan bir kalkınma sıçraması yaparak, Türk milleti ve devletini "Bilgi Çağı"nın ve dünyanın en ileri devletleri arasına sokmaktır. Bu ancak milletini -yurdunu herşeyden çok seven, herşeyden üstün tutan, "gece uyumayan, gündüz oturmayan*" dünya çapında bilim adamları, teknisyenler ordusu meydana getirmek sureti ile mümkün olacaktır. Milliyetçi hareketimizin tek ve değişmez önderi "İLİM"dir. Yapılması gereken yurdumuzu ve milletimizi düşman postalı altında ezilmekten kurtaran "Kuvay-ı Milliye" ruhunu -hareketini ilim ve teknoloji sahasına taşımaktır.

Dünya üzerinde birbirlerinden ayrı devletler halinde bulunan, ayrı sosyal ve fiziki yapılara sahip, tarihsel açıdan birbirinden farklı milletler bulunduğu ve bunlar arasında bitmez tükenmez bir yarış olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Bu yarışmaların sonucunda insanlık tarihinde sıçramalar, önemli hamleler yapılmıştır. Ancak herzaman bu sıçramaları ve hamleleri yapan milletler diğelerinden daha fazla yarar elde etmişlerdir. Buharli motorların bulunması elbette dünya tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Fakat sonuçları analiz edildiğinde bunun bu keşifi yapan milletlere sağladığı çıkarlar da net olarak ortaya çıkacaktır.

Dünyamızın globalleşmesi nasıl bir gerçek ise, ondan daha eski ve daha etkin bir gerçek de milletlerin kendi milli menfaatlerini herzaman önde tuttukları gerçeğidir. İngiltere'nin AT üyesi bir ülke olarak ECU'yu (Avrupa Topluluğu Para Birimi) ve AT'nin bazı ekonomik karar, yöntem ve kurumlarını ret etmesi buna sıradan bir örnektir. dünya üstündeki tüm milletler kendi milletlerini her alanda, en ileri seviyeye çıkarmak, en refahlı ve güçlü milleti haline getirmek yolunda yarışma halindedirler. Kimi zaman bu yolda başka milletlere zarar vermeyi bile göze almışlardır ve almaktadırlar da.

Bir milletin (devletin) benliğini savunması ve devamını sağlaması ancak ihtiyaç duyduğu hayat kaynaklarını kendisi karşılayabilecek durumda olması ile mümkündür. Bu bağlamda bir milletin devamlılığı ve refahı için diğer bir milletin (yada milletler topluluğunun) lütüf ve şefkatine sığınması korkunç sonuçlara yol açar. Karar ve yetki mekanizmalarından birkere taviz veren bir ülkenin daha sonra bu yoldan geri dönmesi asla mümkün olamaz. Dolayısı ile lütüf ve şefkatine ihityaç duyulan ülkeler herzaman bunların karşısında çeşitli tavizler koparmak peşindedirler. Nitekim bunun öreniğini yakın zamanda Türkiye Cumhuriyeti olarak Avrupa Topluluğu adaylık başvurumuzun değerlendirilmesi sürecinde yaşadık. (Bakınız -JeuneTurC'ün A.T'yi Boykot Sayfası)

Bir milletin devamlılığını ancak ve ancak o milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin işlenmesi sağlar. Bunun için de çalışmak, çok çalışmak lazımdır, ülke ve millet için ter dökmek lazımdır. Atalarımızın ektikleri, kan dökerek suladıkları bu güzel fidanı alınterimiz ile beslemek ve ondan yıkılmaz bir ulu çınar yaratmak boynumuzun borcudur.
 
Evrenin değişmez yasası; "Güçlü olanın yaşaması" ve "büyük balığın küçük balığı yutması" ise güçlü ve büyük olmak da milletlerin yaşamasının temel şartıdır. Bugün gerçi Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirligi gibi kurluşlar mevcuttur. Ancak bunların ne denli güçsüzsün ve mazlumun yanında yer aldığı da ortadadır. Bosna ve Çeçenistan gerçeği tüm çıplaklığı ile hafızalarımıza kazınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti hiçkimseye güvenmeden, hiçkimseden icazet, lütüf ve şefkat beklemeden her alanda milli stratejilerini belirlemeli, tarihten gelen engin teşkilatçılık yeteneğini kullanarak bu stratejiler çerçevesinde tepeden tırnağa yeniden örgütlenerek, kendi yolunu çizmeli, hedefe doğru milli bütünlük içerisinde, ilim adamları ve teknsiyenleri önderleğinde, ilim ışığının aydınlatığı yolda, milletler yarışının en ön saflarında yılmadan.topyekün ilerlemelidir.
 
Dünyada yaşayan bütün milletlerin hak ve hukuça eşit olmasını, aynı refah düzeyine sahip, sosyal açıdan farksız ve mutlu olmasını elbette de akıl ve vicdan sahibi insanlar olarak bizler de istemekteyiz. Yalnız aklımız da bunun imkansızlığını bize haykırarak; kuvvetli olmamızı, bu kuvvetin ve devamlılığının sağlanması için de - "Türk milleti ve devletinin çıkarlarını herşeyden üstün tutarak" - çalışmamızı, çok çalışmamızı emretmektedir.

Vatan için....
Bayrak için...
Bizlere bu şanlı geçmişi miras bırakan atalarımıza şükran için...
Gelecek nesillerce saygı ile anılmak için...
Çocuklarımızın vize kuyruklarında köpek, gurbetçilerimizin yaban ellerde ikinci sınıf insan muamelesi görmemeleri için...
Misak-ı Milli sınırlarımızın dışında kalmış soydaşlarımızın ezilmemeleri ve asimile edilmemeleri için...
Üreten, yaratan, hak eden, hak arayan ve hak dağıtan "Büyük Türkiye" için ...
Ve İnsanlık vasfını hak etmek için çok çalışmalıyız...
 
Asla unutulmamalıdır ki medeniyet alanında cereyan eden her gelişme milletlerarası farkları daha çarpıcı bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Tek hedefimiz "Büyük ve Tam Bağımsız Türkiye", yolumuz ilim yolu, önderimiz yüce ATATÜRK'tür. Bu yolda yorulmak, durmak, dinlenmek yoktur. Bu yolda ter, emek, kan ve gözyaşı vardır. Bu yoldan dönüş yoktur. Dönen bizden olmadığı gibi, bizim düşmanımızdır. Hak haklının değil, güçlünün yanındadır. Bu ülkeyi yoktan var etmeyi bildiğimiz gibi, vardan çok yaratmayı da en iyi biz Türk gençleri biliriz. Yorulmadan "O" büyük insanı izliyoruz. Yolumuza çıkanları ezeceğiz, karanlığı özleyenleri güneş gibi yakacağız, binkez ölsek de binkez yeniden doğacağız. Çünkü; bizler inançlı, azimli, kararlı ve "gücünü damarlarındaki asil kandan" alan  "Tunç bilekli Türk gençleriyiz". Engel olmaya kalkanların vay haline! Bekleyin geliyoruz... Çalışmak bizden, zafer Tanrı'dandır.
"Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve yüksek fazilette dünya birinciliğini tutmaktır."
ATATÜRK

*Ötüken (Gök)Türk Kitabeleri



 Geri
 İndex'e geri dön

T.T.K